5 Ekim 2010 Salı

EMEK İÇİN BİRAZ EMEK

Ben İstanbul'da doğup büyümedim ve üç yıl öncesine kadar Emek Sineması diye bir sinema olduğundan haberim bile yoktu, yani, Emek Sineması benim yaşımdaki bir İstanbullu için yirmi bir yıldır orada ise ,
benim için bu süreç sadece üç yıl...

Yokluğunu birçok İstanbulludan daha da fazla hissedeceğim, o başka...


Üç sene önce bir gün o zamanki erkek arkadaşımla İstanbul'un soğuğuna daha fazla dayanamayacağımızı anlayıp sinemaya gitmeye karar vermiştik.
Seçimimizi  yaptık ;
"Avustralya” filmine gidecektik Emek Sineması'nda...

İçeri girdiğimizde sarı renkteki ekoseli ceketli çalışanları görüp garipsesek de sonrasında nevi şahsına münhasır bir yer olduğunu düşünüp çok da mutluluk duyduk orada olmaktan...
Buna müteakiben sinema salonuna girdiğimizde bizi karşılayan kocaman perdeleri ve ardında sakladığı o dev sinema perdesi karşısında kalakaldık.

Sonuç olarak da biz hem filme hem de Emek'e duyduğumuz hayranlıkla oradan ayrıldığımız sırada durup sinemanın adına yeniden baktım.

“Emek Sineması”
"İstanbul'da yeni öğrenilen güzel sinema ;
kafanda bir yere not düş bunu, Dila..."
*****
Bugün...

Emek Sineması kapanalı bir yıldan fazla oldu ve biz nisan ayından beri gerçek anlamda uğraşıyoruz hiç çıkarsız, “Emek Sineması yıkılmasın.” diye…
Yıkılmasın ki ,
"Filmekimi" ne, "Uluslararası İstanbul Film Festivali" ne ve daha nicelerine yeniden ev sahipliği yapabilsin.

Bundan önce hiç gitmediyseniz beni tam manasıyla anlamayacaksınız ama bundan sonra minicik olsa da bir gitme şansınız varken biraz daha duyarlı olun, lütfen...

"Bir şey diğerlerinden belirli bir kulvarda üstünse o tam olarak da durduğu yerde, o haliyle korunmalıdır ;
Emek Sineması'nı koru, Dila..."


Emek Sineması olarak kamuoyuna yansıtılan yıkım aslına bakarsanız Cercle d'Orient binasının yıkımıdır, Cercle d'Orient binası da gerçek bir tarih...
Üstelik bu bina yıkıldığında sadece Emek Sineması değil, bu binaya bağlı İnci Pastahanesi ve Rüya Sineması da yıkılacak.
Sanat, tarih, yaşanmışlık bir moloza ve sonra tarihi süsü verilmiş sevimsiz bir başka binaya dönüşecek.


Buraya kadar anlatabildiğime inanıyorum fakat buradan sonrasında benim de anlayamadığım, anlamlandıramadığım bir nokta var ;
“insanların duyarsızlığı"

Biz hiçbir zaman istemedik ki insanlar gidip kendilerini oraya zincirlesinler ama bir imza atmak,
İstanbul'u güzelleştiren ve çoğumuzun da süreklilikle arkasından, önünden, sağından, solundan geçtiğimiz bir binanın ve içinde barındırdığı sanata, tarihe, yaşanmışlığa dair her şeyin yıkımına karşı durup biraz ses vermek, 
bununla ilgilenmek, 
kendi varlığından başka bir şey için çaba sarf etmek, 
emek vermek...
Bütün bunlar neden bu kadar zor?


Sözde sanatla çok içli dışlı olan bir grup şöyle dahil oluyor konuya ;
-Gerçekten yıkılmayacağını mı düşünüyorsunuz?

Biz yalnızca yıkılmaması gerektiğini biliyoruz ve onlara da tam olarak bunu anlatmaya çalışıyoruz, hem gerçekten yıkılmayacağını düşünsek neden senin sesini de isteyelim?


Bazısı da tahminimce kendini rahatlatmak maksatlı şöyle açıklıyor durumu ;
-Biz karşısında dursak da yıkılacak.

Sen karşısında boş boş durursan, evet ;
gerçekten yıkılacak ama ne zaman bir ses verirsen bize,
biz senin sesini duyup yanımıza alırsak seni,
sesimiz büyürse...
Emek o gün kurtulur.


"Bir kişinin, yani, benim desteğimle mi kurtulacak, Emek…”
 dedin , duydum.
Arabanın ön koltuğunda otururken arabada yer olmadığı için yanına "BİR KİŞİ" daha gelirse bu seni rahatsız eder mi?
"BİR KİŞİ" sana bakarken soyunamaz mısın?
Hızla motorsiklet sürerken önüne "BİR KİŞİ" çıksa frene basmaz ya da aracın yönünü aniden değiştirmez misin?
Otobüs yolculuklarında yanında "BİR KİŞİ" oturmadığında yolculuk daha rahat mıdır?
Yarışmada ikinciyken önündekini "BİR KİŞİ"yi geçersen birinci olur musun?
Peki ya hayatına "BİR KİŞİ" girse ve seni çok sevse her şey daha güzel olmaz mı?

Sorularımdan çoğuna cevabın "EVET", değil mi?
Gördün mü, ne kadar da önemliymiş bu bir kişi...


Emek SinemasıHasankeyf3.köprü ;
hepsi aynı düşünceyle yok oluyor aslında ama o düşünceye karşı olursak bu defa, belki bir şeyleri değiştirebiliriz.

Belki bir cuma akşamı Emek Sineması'nda film izledikten sonra İnci Pastahanesi'ne gidip profiterol yerken,
Hasankeyf’i gidip yerinde görmeye karar verebiliriz ve biz buna karar verdiğimizde İstanbul'da 2.5 milyon ağaç hala köklerine bağlıysa sahip çıkabildik demektir.

Bunun için de bir kişi arıyoruz ;
mesela sen...

Bize katılmak istemez misin?

*****




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder