13 Kasım 2010 Cumartesi

ÇİÇEK SENFONİSİ


-İnsanlar şiiri öyle arabeskleştiriyor ki bu en güzel şiiri bile basitleştiriyor.
-İyi ama yorum yaparken neden bu kadar şiirsel konuşuyorsun?
-Konuyu dağıtma, konuyla alakalı bir yorum bekliyorum.
-Ben şiir sevmediğim için yorum yapmak istemiyorum.
-Sevmeme nedenin nedir?
-…çünkü şiir bayıltıcı romantizm dediğimiz durumun dışavurumu gibi geliyor.
-Sendeki bu alaycı gerçekçiliği ne yapacağımızı hiç bilmiyorum, Dila!

"Şiir" bir buçuk yıl kadar önce Cihangir'de bir rüya evde yürekten sevdiğim insanlardan birkaçıyla kahvaltı yaparken takıldığımız konuydu.

Masada şiirden hoşlanmayan tek insan bendim fakat gel gör ki manzaramız deniz ve İstanbul olduğundan herkes şaire dönüşmüştü.

Birkaç gün geçtikten sonra elinde kitapla Sonat geldi ve şiirden hoşlanmamama saygı duyduğunu fakat Özdemir Asaf'la en azından tanışmam gerektiğini söyledi Çiçek Senfonisi'yle...

Kitabı aldım, teşekkür ettim ve aradan bir buçuk sene geçti.

Ben o kitabı şaşırtıcı bir şekilde gerçekten okudum ama bir buçuk sene sonra, Sonat birkaç seneliğine Fransa'ya yerleşmişken ve onunla artık görüşemezken...
Sonat artık şiir sevdiğimi bilmiyor yani...

Beni öyle güzel bir şairle şiire başlatmıştı ki Özdemir Asaf'a kayıtsız kalamayıp şiir olgusunu seviverdim ama Özdemir Asaf'tan daha güzel olan Sonat’ın beni gerçekten iyi tanıdığı için kitabı hemen okumayacağımı bilerek bazı şiirlere not bırakmasıydı.

Cidden duygusal olan bir şiirin altına şöyle yazmıştı ;
-Sen kitabı sana verdiğimdeki gibiysen bu şiiri okurken garip olmayacaksın, garip oldunsa kalbin kırılmış.
Şiiri okuyup garip olan Dila;
birilerinin seni gerçekten üzmüş olma ihtimalini sevmesem de en azından biliyorum ki bununla birlikte tanıdığım halinden daha güçlü olacaksın en kısa zamanda ya da oldun bile...

Hangi koşulun gerçekleştiğini söylemeyeceğim ama şunu söyleyebilirim ki Sonat kitabı alırken, şiirlerin altına not bırakırken, o gün kitabı verirken ve verdikten sonra yüzüme bakıp kendinden emin gülümserken beni gayet iyi tanıyordu.
Şu an tahminimce Fransa'daki evinde oturup bir kadeh şarapla enfes bir kitap okurken de bir buçuk sene görüşememiş olmamıza rağmen beni hala en iyi bilenlerden, en iyi tanıyanlardan...

Bir insanın bazı zamanlar sizi sizden iyi tanıması ne müthiş bir şeydir, bilemezsiniz.

Ne zaman çevremde bu durumu gerçekleştiren insanlar var, ben o zaman bir cümle kurduktan sonra onu “ama” ya da “çünkü” bağlaçlarıyla açıklamak zorunda kalmıyorum yanlış anlaşılmamak için...
Bazen konuşmama bile gerek kalmıyor beni anlasınlar diye...

*****

Sonat kitabın sonuna kitabı bitirdiğimde açmam için bir de zarf bırakmıştı, kitabı bitirip o zarfı açtığımda zarftan bir papatya çıktı bir kağıdın arasında…

Papatyaya dolanan kağıtta da tek cümle yazıyordu ;
"Bu kitabı bitirdiğinde,
hatırlamaman gereken hiçbir şeyi hatırlama!..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder