10 Kasım 2011 Perşembe

RENKLİ ANILAR



Yazı yazmak konusunda hayatımda ilk kez bu kadar zorlanıyorum.


*****

Okuma yazma öğrendiğim günden üniversiteye gidene kadar düzenli olarak günlük tuttum ama asıl önem verdiklerim yazı yazmak için tuttuğum defterlerdi.


Günlüklerimi bir buhran anında küvete doldurduğum suyun içine attım, küvette kalın kapaklı kocaman defterler duruyordu şimdi ilk hatırladığım…

İçlerindeki onca anı önce mavi olarak karıştı suya, sonra pembeler çıkmaya başladı.
Siyahlar sonra…
Kırmızı ve sarılar çıktı defterlerden…
Morlar, turuncular, yeşiller…

Yaşadığınız onca şey onca yıl bir küvetin içinde renk olarak duruyor,düşünsenize...
Yazıların hepsi harf harf, renk renk küvete akmış ;
sayfalar bomboş…
Yaşadığınız her şey çok boşmuş gibi beyaz ve boş sayfalar olarak kalmış şimdi elinizde...

O an üzülmüş müydüm?
-Hiç…


Şimdi üzülüyor muyum?
-Yine hiç…


Romantik bir yazıdan sıyrılıp reel düşündüğümde o defterleri zaten bir daha okumazdım, okusam da yaşadığım güzel şeyleri bırakıp kötülere sinirlenirdim çünkü güzel ve kötü aynı anda varsa ben kötüyü görmeyi tercih ederim.
O kadar defteri koyacak yerim de yoktu ayrıca…

Neden bu kadar reelim?
Anılar kafada,kalpte yaşarken senin hatırladığın halinle güzelmiş, onu gördüm çünkü…


Günlüklerimin akıbeti buydu.

Çok özenerek yazı yazdığım o özel defterlerin sonu ise benim kontrolümde gelmedi.
Taşınırken onları koyduğum kocaman koli kayboluverdi ve bir daha da bulunamadı maalesef…

Çocukluğumdan genç kız olduğum döneme kadar ve büyüme, büyümeye çalışma süreci içinde yazdığım her şey,
bir sürü yazı...

Öyle aşkla ilgili romantik prenses yazıları falan değil, asi gençlik yazıları hiç değil.
Bazısı bir şeyleri eleştiren, bazısı hayat kokan, bazısı masal tadında yazılar...
Boyumdan büyük ettiğim laflar…


Her neyse...

Durum böyle olunca artık bir yazı geçmişim kalmamıştı çünkü hayatımda karaladığım her şey artık yoktu.

Yeniden bir birikim yaratmak için adım atmak, bunun devamını getirmek, bunu birileriyle paylaşmak çok kolay olmayacak,
belki de hiç olmayacaktı artık...


Eskiden olduğu gibi yazdığım yazıları pıtır pıtır babama koşarak “Nasıl?” diye gösteremeyecektim de artık, çünkü üniversiteyi kazanmıştım ;
gitmiştim güzel,mavi gözlü adamın yanından…
Beni kamçılayacak hiçbir şey yoktu yani…
…ama sonra nasıl olduysa blog olayını keşfettim.

En güzel yanı da yazılara bir görüntünün, bir sesin eşlik edebiliyor olmasıydı benim inisiyatifimde...

Tamamen kendi dünyamı yaratabiliyordum burada ki bu yazı yazmaya yeniden adım atmak için inanılmaz çekici bir durumdu.

Eski ve zor olanı daha çok seven,
defter ve kalemi bilgisayar ve internete her zaman tercih edecek biri olsam da kendi dünyamı sergileyebileceğim ve çok daha fazla kişiye ulaşabileceğim için opsiyonlu olarak bilgisayar ve interneti seçtim de ben buralara nasıl geldim ya…

“Yazı yazamıyorum artık...” diye serzenişte bulunacakken baya baya döktürmüşüm, eskilere gitmişim, çocukluğuma kadar inmişim.
*****

Yazının tarihine inmeden bitirelim mi, güzel bir mesajla ya da en iyisi güzel bir şarkıyla...

Seçim yaptırmayacağım ;
her ikisi de sizin olsun :)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder